twitter
    Twitter'da ne yaptığımı öğrenin :)

Bir paskalya hikayesi

Kilise çanının gürültüsü sabahın sessizliğini bozduğu zaman, güneş ışıkları cama henüz vurmaya başlamıştı. Uyanır uyanmaz pencereden dışarıya baktı, sanki geceden kar yağmasını bekliyor gibiydi, oysa mevsimlerden ilkbahardı. Gece boyunca bir türlü uyuyamamış, sürekli yastığının altındaki ayakkabıları ve dolabın önündeki mavi renkli takım elbiseyi seyredip durmuştu. Sanki o kıyafetlerin içinde nasıl olacağını hayal etmeye çalışmıştı. Yerde, açılmış bir ayakkabı kutusu, hemen yanındaki sehpada ise kırmızıya boyanmış yumurtalar vardı. Evdekiler uyanmış, pazar kahvaltısını yapıyordu. Hızlı hızlı birşeyler atıştırıp, masadan kalktı. Takım elbiseyi ve ayakkabıları giyip aynanın karşısına geçti. Ceketinin kollarını biraz uzun buldu, olsun, seneye de giyerim ! Yumurtaları aldı, dışarı çıktı.
Ilık ilkbahar rüzgarı
yüzüne vuruyor, arnavut kaldırımıyla döşenmiş sokağa yaklaştıkça kalabalığın gürültüsü artıyordu. Neşeyle bağıran çocuklarla dolu bir fayton hızla yanından geçti. Tüm sokak bir panayır yeri gibi süslenmişti. Birbirine yaslanmış tahta pazar sehpalarının bazılarında çeşitli eşyalar, bazılarında ise renkli yumurtalar satılıyordu. Macuncular, seyyar dönerdolaplar, dolaşmak için kiralanan atlar ve güzel giyinmiş aileleri gördü. Herhalde kiliseden dönüyorlardı. Kalabalık bir insan ordusu tarafından çevrelenmiş bir masaya yanaştı. Kalabalığın arkasından olanları seyretmeye çalıştı. Yanındaki çocuğun kendisine baktığını görünce yanına gitti. Kalbi yerinden çıkacak gibiydi. derin bir nefes aldı. Torbasında beş tane yumurta vardı. Tüm hepsini gece özenle boyamıştı. Elinin içiyle sıkıca tutarak yumurtayı uzattı, diğer çocuğun ilk vuruşunda neredeyse yumurtasının hepsi çatlamış, hayal kırıklığına uğramış gibiydi. Yumurtanın diğer tarafını çevirmesine gerek bile yoktu. Sonra diğer yumurtayı da çıkardı torbadan, "bu sefer ben vuracağım" Ama vurmasıyla yumurtasının ortadan çatlaması bir olmuştu. Yumurtasını tokuşturduğu çocuğun suratında onunla alay eder gibi bir ifade gördü. Onları seyrden diğer insanlar da kendi aralarında konuşup onunla dalga geçiyor gibiydi.Herkes işini bırakmış onları mı seyrediyordu? Derin bir iç geçirdi. Üç yumurtası daha kalmıştı. Gücünü toparlaması gerektiğini düşündü. Ona dersini vermeliydi. Onlar kim oluyordu da kendisiyle dalga geçiyordu? Bu sefer çocuğun sırasıydı, fakat sonuç yine farklı olmamıştı. Üçüncü yumurtasını da çaresizce verdi çocuğa. Acaba bir yerlerde yanlış mı yapmıştı? Belkide bunlar, özel yapılmış yumurtalardı? Belkide akşamdan kirece batırıyorlardır. Zaten bu çocuğu hiç gözü tutmadı, "bundan herşey beklenir". O karşısında sırıtan çocuğa dersini vermeyi, ona çaylak olmadığını, en az onun kadar güçlü olduğunu ve asla yılmayacağını göstermek istiyordu. Kendine güvendiğini hissediyordu, "artık nasıl yapacağımı biliyorum, göstereceğim ona...!" Fakat diğer yumurtaların akibetleri de onlar gibi olmuş, hiç yumurtası kalmamıştı. Satılan yumurtalardan almayı düşündü mma vazgeçip, ayrıldı. Yenilgiyi kabullenmiş gibiydi. Ne küçük çocukları Aksaray'a gidecek diye kandıran faytoncular, ne de lezzetli macunlar satan macuncular umrunda değil gibiydi. Bir tane de olsa kazansam ne olurdu...?

Berkin
3 Temmuz 2009

0 yorum:

Yorum Gönder